İmza Kalemi Ne Renk Olmalı?
Hayatımda birkaç dönüm noktası oldu, bazıları büyük, bazıları küçük. Ama hiçbiri, imza kalemimin rengini seçmeye çalıştığım o an kadar beni böylesine yıpratmadı. Kayseri’nin o soğuk sabahlarından biriydi. Kar taneleri, her zaman olduğu gibi, her yere düşmeden önce bir süre havada süzüldü. O gün, kafamda binbir düşünceyle alışveriş merkezine gitmiştim. Hedefim bir imza kalemi almak, ama aslında bu, içimde başka bir şeyin de sorgulandığı bir gündü.
Sadece Bir İmza Kalemi Almak mı?
Aslında sadece bir kalem almak için gitmedim. Birkaç gündür içimde bir şeyler eksikti. Bir türlü ne istediğimi, neye sahip olmam gerektiğini bulamıyordum. Öğle saatlerinde, Kayseri’nin o küçük ama yoğun alışveriş merkezlerinden birine girdim. Etrafımda türlü kalemler, defterler ve yazı setleri vardı. Her biri başka bir hayale, başka bir geleceğe çağırıyordu. Ama ben, sadece imza kalemi almak istiyordum.
Evet, belki çok basit bir şeydi bu. Bir kalem alıp evime dönebilirdim. Ama o an bana öyle geliyordu ki, aslında o kalemi seçmek, hayatımda bir şeyleri seçmek gibiydi. Kendimi bir yolda kaybolmuş gibi hissediyordum. Bazen, çok basit bir karar bile içindeki duygusal yükle her şeyi değiştirebilir.
Kalemin Rengi ve Hayatın Renkleri
Raflara göz attım. Siyah, mavi, yeşil, kırmızı, mor… Her renk, sanki farklı bir hayatı simgeliyordu. Siyah, karanlık ve derindi. Birçok insan siyahı tercih ederdi. Resmi, sert, ciddi. Ama ben, içimdeki sıcaklıkla bunun bana uymadığını hissettim. Mavi, belki de en güvenli seçenekti. Huzur, sakinlik. Ama hep mavi mi olmalıydı hayat? Hep rutin, hep deniz gibi, hep sabırlı mı?
Ellerim o sırada mor kalemin üstünde durdu. Bu, bana biraz cesaret, biraz da tutku gibi geliyordu. Ama mor bir imza kalemi, gerçekten uygun olur muydu? İnsanlar beni nasıl görürdü? “Çok duygusal,” derler miydi? Aslında, kalemin rengini seçerken içimde bir yandan da hayatımı sorguluyordum. Ne kadar duygusal bir insan olabilirim? Kalemle ifade edebileceğim kadar mı, yoksa yazdıkça içimdekileri daha da keşfedecek miyim?
O Anki Karar
Saatler geçtikçe, kalemlerin renkleri arasındaki farklar daha belirgin hale geldi. Kalem, sanki bana birkaç adım geri atıp kendimi düşünmemi söylüyordu. Şimdi, sadece bir kalem almakla kalmıyor, kim olduğumla yüzleşiyordum. İçimden bir ses, “Bunu al, kimse seni yargılamaz,” diyordu. Ama kalemi almadan önce, şunu fark ettim: Belki de doğru renk, hep içimdeydi.
Sonunda mavi kalemi aldım. Bazen güven ararız, bazen duygularımızı baskılarız. Ama gerçekte, her kalemin arkasında bir sebep vardır. Mavi, belki bana huzur verecek, belki de bu renk, hayatımın daha sakin ve huzurlu bir dönemine işaret ediyordu. Belki de mavi, içimdeki karmaşayı dışarı yansıtmanın en zarif yoluydu.
Kalemin Rengi, Benim Hikâyem
Evime dönerken, kalemi elime aldım. O an, sıradan bir şey yapıyormuşum gibi hissedemedim. Evet, sadece bir kalemdi, ama içindeki renk, benim hayatımda bir şeyleri değiştirebilecek kadar güçlüydü. Her şey bir renk kadar basit olamazdı, ama bazen bir renk, dünyayı algılayış şeklimizi değiştirebilir.
O günden sonra, her yazdığımda, o mavi kalemin beni ne kadar sakinleştirdiğini fark ettim. Yavaşça yazmak, kelimelere daha fazla anlam yüklemek ve kalemin her darbesini düşünerek, duygularımı kağıda dökmek, içimdeki boşluğu biraz olsun dolduruyordu. Bazen de, bir renk, insanların seni nasıl gördüğünü değil, senin kendini nasıl gördüğünü anlatır.
Duyguların Arasındaki Savaş
Bütün bu zaman boyunca, mavi kalemle yazarken bazen hala kararsız kaldığım anlar oldu. Duygularım da tıpkı kalem gibi renk değiştirebiliyordu. Bazen mutlu, bazen üzgündüm. Ama her defasında, kalemin rengiyle biraz daha barışıyordum. Ne de olsa, imza kalemi, sadece bir kalem değil, kendini ifade etmenin bir yolu haline gelmişti. Bu yazılar, sadece kağıda değil, ruhuma da bir şeyler bırakıyordu.
Ve işte, yıllar sonra geriye dönüp baktığımda, o gün aldığım mavi kalemin, içimdeki duygusal yolculuğun başlangıcı olduğunu fark ettim. Ne renk olmalıydı kalem? Belki de doğru renk, her an değişebilecek bir şeydi. Ama o an, mavi renk, en doğru seçimdi.