Merhaba arkadaşlar! Bu içerikte “Korece’de appa ne anlama gelir” ile ilgili en güncel bilgileri sizlerle paylaşacağız.
Umarız “Korece’de appa ne anlama gelir” hakkındaki bu rehber işinize yaramıştır. Vyfi ailesiyle kalmaya devam edin!
“Appa” Kelimesinin İçimde Açtığı Kapı
Bir kelimenin bende bıraktığı iz
Bazı kelimeler vardır, anlamını öğrendiğin an sadece sözlükte kalmaz; içinin tam ortasına düşer. Korece “appa” da benim için öyle oldu. İlk kez bir dizide duymuştum. Ekranda küçük bir kız, yağmur altında babasına koşuyor ve “appa!” diye bağırıyordu. O an durdum. Sanki o kelime sadece bir çağrı değil de, bir sığınma biçimiydi.
“Appa”, Korece’de “baba” demek. Ama Türkçedeki “baba”dan daha çıplak, daha içten, daha çocuksu bir yankısı var gibi hissettim. Belki de bana öyle geldi çünkü o an kendi babamı düşündüm. İçimde garip bir boşluk açıldı.
Kayseri’de akşamlar genelde sessiz olur. Pencereyi açtığında soğuk hava yüzüne çarpar ve şehir bir anda içine kapanır. O akşamlardan birinde, elimde telefon, bir Kore dizisinin sahnesine takılmıştım. O “appa” sesi kulaklarımda çınlarken, kendi hayatımın sessizliği daha ağır geldi.
Evdeki sessizlik ve eksik kalan cümleler
Babamla aramda büyük kavgalardan çok küçük suskunluklar vardı. Aslında en çok onlar yorar insanı. Söylenmeyen şeyler, söylenenlerden daha çok yer kaplar içte.
O günlerde babamla aynı evin içinde iki yabancı gibi yaşamaya başlamıştık. Akşam yemeklerinde çatal bıçak sesleri konuşmadan daha gür çıkardı. Ben gözlerimi tabakta gezdirirken, o televizyona bakardı. Arada bir öksürür, sonra yine sessizlik.
“Appa” kelimesi aklıma geldikçe, içimden bir şeyler kıpırdıyordu. Çünkü o kelimeyi duyduğum sahnelerde babalar hep ulaşılabilirdi. Hep bir sesle çağrıldığında dönen, sarılan, anlayan insanlardı. Benim hayatımdaki baba ise sanki başka bir odada değil, başka bir dünyadaydı.
Bir gece, defterime uzun uzun yazdım. Yazarken elim titremedi ama içim titriyordu. “Ben neden onu bu kadar uzak hissediyorum?” diye sormuştum kendime. Cevap yoktu. Sadece duvar gibi bir sessizlik vardı içimde.
Bir dizi sahnesinden kalan yara
İlgili Makale: Korece'de aga ne anlama gelir ?
Bir sonraki gün aynı diziyi tekrar açtım. Bu sefer daha dikkatli izledim. Küçük kız yine “appa” diye bağırıyordu ama bu kez babası gitmişti. Sahne çok basitti aslında ama bende bir şey kırıldı.
O an gözlerim doldu. Kendime bile itiraf edemediğim bir özlem vardı. Belki babam gitmemişti ama sanki gitmiş gibiydi. Evdeydi ama yoktu. Yanımdaydı ama ulaşılmazdı.
O sahneden sonra telefonumu kapattım. Odanın içinde dolaştım. Duvarlara baktım, sanki her şey biraz daha daralmıştı. İçimde bir ses “sen de bağırmak istiyorsun” dedi. Ama ben bağırmadım. Çünkü bizim evde kimse bağırmazdı.
“Appa” kelimesi o gün bana sadece bir dil bilgisi değil, bir duygu öğretti. Çağırmak ve karşılık bulamamak arasındaki boşluğu.
Bir sabahın kırılganlığı
Bir sabah kahvaltıda, hiç planlamadan ağzımdan çıktı: “Baba, çay var mı?”
Söylediğim an bile tuhaf geldi. Çünkü uzun zamandır “baba” diye seslenmemiştim. O an mutfakta hava değişti. Çok küçük bir değişim ama hissedilir bir şey.
Babam bana baktı. Uzun süre değil, birkaç saniye. Ama o birkaç saniye içinde sanki yıllar vardı. Sonra “var” dedi sadece. Kalktı, mutfağın köşesinden bardak aldı.
O an içimde bir şeyler yumuşadı. “Appa” kelimesi gibi değil belki ama onun Türkçedeki karşılığı ilk kez bana bu kadar yakın geldi. Basit, sıradan, ama gerçek.
Yine de içimde bir hayal kırıklığı vardı. Çünkü film sahnelerindeki gibi büyük sarılmalar olmadı. Kimse koşmadı, kimse ağlamadı. Hayat, diziler gibi değildi.
Ama belki de mesele buydu. Gerçek hayat, bağırarak değil fısıldayarak ilerliyordu.
Kelimenin öğrettiği şey
Zaman geçtikçe “appa” kelimesini her duyduğumda aynı yere gidiyordum içimde. Ne tam bir özlem, ne tam bir kırgınlık… İkisinin arasında bir yerde duruyordu.
Bazen geceleri pencereyi açıp şehre bakıyorum. Kayseri’nin ışıkları uzak ve sabit. O an düşünüyorum: Dünyanın başka bir yerinde biri “appa” diye bağırıyor ve biri gerçekten dönüyor.
Bu düşünce hem umut veriyor hem içimi burkuyor. Çünkü bazı dönüşler her yerde olmuyor.
Babamla ilişkimiz mucizevi bir şekilde değişmedi. Ama ben değiştim. Daha çok susarak değil, daha çok hissederek yaşamaya başladım. Kelimelerin sadece ses olmadığını öğrendim.
“Appa” artık benim için sadece Korece bir kelime değil. İçimde yarım kalmış bir çağrı. Hem uzak hem çok yakın.
Sonunda kalan sessiz gerçek
Şimdi geriye dönüp baktığımda, o dizideki küçük kızın sesi hâlâ kulağımda. “Appa…”
O sesin içinde hem bir güven hem bir eksiklik var. Tıpkı benim içimdeki gibi.
Bazen düşünüyorum, eğer o kelimeyi daha erken bilseydim, babama farklı mı bakardım? Belki hayır. Belki de bazı şeyleri kelimeler değiştirmez, sadece anlamlandırır.
Ama kesin olan bir şey var: O kelime bana bir şeyi öğretti. İnsan en çok çağırdığı şeyle büyüyor.
Ve ben hâlâ bazen içimden, sessizce, kimse duymadan “appa” diyorum.